6 Ocak 2012 Cuma

Stefan !

Konyaspor'un kamp yaptığı Belek'teki antrenmanlarını yakından takip eden Hollandalı 11 yaşındaki Stefan'a Konyaspor forması hediye etmişler. Kendisine verilen hediye karşısında oldukça sevinen Hollandalı Stefan, üzerinden çıkarmadığı formasıyla birlikte bir süre saha etrafında yapılan koşu çalışmasına katılmış.

Hakan Aslantaş ve Gerçekler #2

Lafı hiç eveleyip gevelemenin manası yok…
İyice açığa çıktı artık…
Bir krizle, daha karşı karşıya Konyaspor…
Hakan Aslantaş…
Kendini pazarlamak, pazarlattırmak için hem menajerlerin, hem Bursasporlu yöneticilerin, hem de Bursa basınının kapısında yatmaya devam ediyor…
Aklınca da gözdağı vermeye çalışıyor, “oynamam”a getiriyor lafı, hal ve hareketleriyle…
Hakan Aslantaş “vazgeçilmez” ya da “bulunmaz hint kumaşı” değil…
Ama şurası da bir gerçek ki, ikinci yarıda ihtiyaç hissedilecek biri…
“Piyasası yok” dersek, Bursa’nın ya da Karabük’ün iştahına bakmak yeterli…
“İyi topçu, kötü topçu”dan öte, ben meselenin ahlaki yönüne bakarım…

Hakan’ın bu tavrı ne insanı ne de ahlaki…
Tabi ki, “bonservis sorununu hallet, gel imzayı at” diyen Bursalıların da…
Süper lig için sıradan bir futbolcuya “mal bulmuş mağribi” gibi sarılırsan, kulüp-futbolcu krizine çanak tutar ve bundan beslenirsen, senin adın nifakçıdır…
Nifakçının sözlük anlamı da şudur: Ara bozuculuk…
Bursaspor’un da, o çok beğendiğimiz, “eli yüzü, kaşı gözü pırıl pırıl” dediğimiz Ertuğrul Sağlam’ın da yaptığı, Konyaspor ile Hakan Aslantaş’ı karşı karşıya getirmek ve bu sürtüşmeden nemalanmak…
Bunların ki, he ahlaki, ne de etik…

Düpedüz terbiyesizlik…
Ve de belaltı vuruştur…

Bursaspor kulübü Hakan Aslantaş meselesinde “sorumluluk” almadığı gibi, “sorun” olmaktan da geri durmuyor…
Anlayacağınız Konyaspor sevimsiz bir durumla karşı karşıya…
Konyaspor ne mi yapmalı?
Hakan Aslantaş’a bir elleriyle leğen tutup, diğer elleriyle de kan kusturmalı…
Yönetim hiç uzatmasın…
Bursalılar verirler 500’ü, görürler Hakan’ın hayrını…
Olmadı mı?
Karabük “800” demiş…
Gitmek istemiyor mu Hakan efendi…
Gideceği tek yer var…
A2’yle 2 noluya…
Bu kadar basit…
Konyaspor’un anası ağlayacağına, onun anası ağlasın!
Futbolcuya dayalı bir düzene “evet” derseniz, bugün Hakan, yarın başka biri…
Bunun sonu gelmez…
Şu da var…
Bugün Konyaspor’u satanın, yarın Bursaspor’u satmayacağını kim iddia edebilir?

RCinar/Merh.

4 Ocak 2012 Çarşamba

Hakan Aslantaş ve Gerçekler


KADRO korunmalı demiştim geçen haftaki yazımda. Yönetim gördüğümüz kadarıyla elinden geleni yaptı kadronun korunması adına. Gökhan Emreciksin’in takımda kalması çok önemliydi. Gökhan’ın yetenekleri ortada. Ofansta sıkıntı çeken Konyaspor’un Gökhan’ı da kaybetmesi halinde, ligin ikinci yarısında işi çok zor olacaktı. İki tarafta fedakarlıklar yaptı ve orta yol bulunarak bu transfer mutlu sonla bitti.

İÇİMİZİ acıtan haber ise Hakan Aslantaş’tan geldi. Daha 1 yıl olmasına karşın Konyaspor taraftarının kısa sürede kalbini kazanan Hakan ısrarla takımdan ayrılmak istediğini belirtti. Takımın en maliyetli futbolcusu olan Hakan’ın takımda kalması da, gitmesi de zarar. Gökhan’da olduğu gibi bir orta yol bulunmalıydı. Özellikle Futbol Şube Sorumlusu Hasan Dağlı’nın sorunun çözülmesi noktasındaki gayretlerini biliyorum.

HAKAN’IN yıllık maliyeti 1 milyon. Bank Asya’da bu paraya oynayan sanırım hiçbir futbolcu yoktur. Hakan ile yapılan pazarlıkta futbolcuya 3 şık sunuluyor ve bu şıklardan birisini tercih etmesi isteniyor. Birinci şık: Ücretinde indireme git ve takımda kal. İkinci şık: Bonservisine 800 bin teklif eden Karabük’e git. Üçüncü şık: Karabükspor’un verdiği parayı getir serbest kal.

HAKAN 3 şıkkı da kabul etmiyor ve alacağımı bırakıp istediğim kulübe bedelsiz gideyim diyor. Tabii ki bu teklif kabul edilemez. Ayrıca Bursaspor Hakan’ı çok istiyorsa öncelikle Konyasporla görüşüp anlaşması ve daha sonra futbolcuyla görüşmesi gerekiyor. Transfer yasaklısı bir kulübün sözleşmesi devam eden futbolcusunu ayartmak ne demek? Konyaspor yönetiminin acilen Bursaspor ile temasa geçip yapılan etik dışı hareketlerinden dolayı bu kulübü sert bir dille uyarması şart.
HAKAN ile bugün yarın yollar ayrılacak gibi. Yönetim ya geri adım atarak alacağını kar sayarak Hakan’ı serbest bırakacak, yada ücretinde indireme gitmeyen futbolcuyu kadroda tutacak. Bakalım Hakan, kendisine yakışanı yaparak yeni dönemde hangi yeşil-beyazlı takımın formasını giyecek.

***

30 ARALIK Konyaspor için son derece kritikti. Çünkü kulübün yıllardır birikmiş KDV ve stopaj borçları ödenmezse vergi barışı bozulacak ve Konyaspor içinden çıkılmaz bir borç yükünün daha altına girecekti. 2011 yılı sonuna kadar ödenmesi gereken ve 2.4 Milyon’u bulan borcu ödemek için geceli-gündüzlü çalışan yeşil-beyazlı yönetim gerekli kaynağı bularak Konyaspor’a nefes aldırdılar. Ahmet Şan ve ekibine bu yükü Konyaspor’un omzundan kaldırdıkları için Konyalı bir spor yazarı olarak şükranlarımı sunuyorum.

***

BU sezon devre arası kısa tutuldu. Süper Lig’de nerdeyse ara olmazken, heyecan dün oynanan maçlarla başladı. Bank Asya’da ise gelecek hafta sonunda mücadele kaldığı yerden devam edecek. Konyaspor üst üste 4 kritik maça çıkacak. Zirvenin 4 iddialı takımı Elazığspor, Kasımpaşa ve Tavşanlı Linyit ile deplasmanda, Erciyesspor ile içeride oynanacak maçlardan alınacak sonuçlar takımın ligdeki kaderini belirleyecek cinsten. Umudumuz ilk yarıdaki performansın altına inmeden bu 4 maçtan en iyi sonuçlarla çıkılması ve şampiyonluk iddiasının sürmesi.

TDurmaz/YMeram

Kronik Rahatsızlık: Fulham 2-1 Arsenal

Arsenal maça rakip sahada pres ve ilk üç dakikada Gervinho ve Walcott ile bulduğu pozisyonlarla başladı. Maçın ilk tehlikeli pozisyonu ise Van Persie'nin kullandığı korner atışında arka direkte bomboş kalan Gervinho'nun yakın mesafeden auta attığı top gösterilebilir. Fulham ise ilk fırsatını orta sahada Arteta'nın kaptırdığı topla gelişen atakta Zamora'nın yetersiz vuruşuyla yakaladı. Gervinho'nun penaltı beklediği pozisyonda bir temasın olduğu gerçek ama Premier Lig'de önemli olan yapılan müdahalelerin düşmeye neden olup olamayacağı konusu olunca, işte o çerçevede penaltı olmuyor. İlk on beş dakika boyunca Arsenal'in Fulham'a çok fazla top göstermediğini söyleyebiliriz.

Sahadaki üstünlüğü belli olan Arsenal golü 21. dakikada Ramsey'in ceza sahasına doldurduğu topun savunmadan sekeren Koscielny'e gelmesi ve Fransız oyuncunun da bu davete icabet etmesiyle buldu. Golden bir dakika sonra ise Arsenal inanılmaz bir karambolde üst üste mutlak gol pozisyonları bulmasına rağmen önce Ramsey sonra Fulham savunmasının yaptığı vuruşlar ağlarla buluşmadı ve farkı arttırma fırsatını kaçırmış oldu.

Arsenal ilk yarının son bölümüne de Coquelin'in bindirmesiyle gelişen atakta Robin Van Persie'nin şutuyla başladı. 40. dakikada bulduğumuz kontra atak artık Arsenal'in eskisi gibi kontra ataklarda başarılı olmadığını gösteren bir pozisyon oldu.

İlk yarı 1-0 Arsenal üstünlüğü ile biterken dikkat çeken konulara gelecek olursak Alex Song'un sezon başındaki gibi etkili olmadığını söyleyebiliriz. Zamora gibi fizik gücüyle oynayan bir oyuncuya karşı değil ama Ruiz ve Dembele gibi oyuncuları tutmakta zorlanması düşündürücüydü. Ramsey geri alanda bu konuda ona yardımcı olmakla meşgul olmasına karşın golün asistini de yapmayı başardı. Fulham'ın topa hakim olduğu, pozisyon aradığı bölümlere bakarsak Zamora'nın ilk topları alması ve topu saklamasını görürüz. Maalesef Arsenal savunması yıllardır Zamora, Bent, Drogba (eski hali) tarz oyuncuları durdurmakta her zaman zorlanmıştır.

Fulham ikinci yarıya ne istediğini göstererek başladı. Arsenal ise daha çok oyunu tutma amacında gibiydi. Fulham oyunun ve topun kontrolünü eline alan taraftı ikinci yarıda. Arsenal sahada sadece skor avantajına güveniyordu. Ev sahibi takım her geçen dakika biraz daha Arsenal kalesine yaklaşırken Arsenal'li oyuncular topun peşinde koşmaktan harap oldular.

Maçın tamamlanmasına yarım saat varken Arsenal'li oyuncular maçın son dakikası oynanırmışcasına topu uzaklaştırmaktan başka bir şey yapmıyordu. Bu duruma Wenger, Walcott-Rosicky değişikliği ile müdahale etti diyeceğim ama zaten her türlü skorda bu değişiklik yapılıyor. Bunu otomatik değişiklik talimatı gibi düşünmek lazım. Fulham, Sidwell, Senderos ve Dempsey ile hava toplarını alarak tehlikeli pozisyonlar yarattılar. Haydi Senderos'u anladım da Arsenal savunmasının Sidwell ile Dempsey'e kafa vurdurması anlaşılır şey değil doğrusu. Son 20 dakikaya girdiğimizde artık Fulham bildiğin baskı kurmaya başladı. 74. dakikada Gervinho-Benayoun değişikliği yapıldı. Bu da aslında alıştığımız değişiklik. Arshavin yerine Benayoun sadece. Bu değişiklikten saniyeler sonra ise Fulham kendisi adına maçın en büyük fırsatını Ruiz ile değerlendiremedi ya da Szczesny yine günündeydi.

İkinci yarı boyunca rakip kaleye gitmeye çekinen Arsenal'in son 15 dakikaya girilmişken paldır küldür atak yapması zaten beklenemezdi. Kaleci Stockdale'i zorlayan bir şut bile hatırlamıyorum. 78. dakikada bu duruma bir de Djourou'nun kırmızı kartı eklenince kapanmak zorunda kaldık. Djourou'nun kırmızı kartı Ramsey'nin oyundan alınıp Squillaci'nin sahaya girmesine neden oldu. 10 kişi kaldıktan sonra ise sadece 7 dakika dayanabildi Arsenal. Belki de sezon boyunca ilk kez hata yapan Szczesny bunu pahalıya ödedi ve Sidwell, Fulham'a beraberliği getirdi. Beraberliği bulan Fulham, Arsenal'in şaşkınlığından ve acizliğinden taraftarının da desteğiyle faydalanmak için baskıyı arttırmaya başladı son dakikalarda. Uzatma bölümlerinde ise kazmalar kazması Squillaci, Zamora'ya hakettiği asisti yaparak maçı Fulham'a hediye etti.

Arsenal'in ikinci yarıda yapmaya çalıştığı şey, Alex Ferguson'un yıllardır yaptığı ve kazandığı şampiyonluklarda en önemli faktör olan skoru koruyarak maçı 1-0'a bağlamaktı. Fakat bu durum hiçbir zaman Arsenal'de gelenekleşen bir özellik olmamıştır. Aksine Arsenal öne geçtikten sonra kaybettiği maçlar nedeniyle kupalardan olmasıyla bilinir. Bu durum Fabregas, Flamini, Hleb, Adebayor'lu zamanında da böyleydi bugün de böyle. Campbell'dan sonrada ilk yarı sonunda bahsettiğim fiziksel güçleriyle mücadele eden forvetlere karşı Arsenal savunması hep zorlanıyor.

Wenger'in bahsettiği geniş kadromuzun bu sezon kesinlikle olmadığı gerçek. Geçtiğimiz sezonlarda bu dönemlerde bazı genç oyunculara şans tanıyabilen Arsene şimdi Benayoun, Rosicky ve Squillaci gibi isimleri bile sonradan oyuna sokar hale geldi. Maalesef yedek kulübemiz hiç olmadığı kadar yetersiz ya da formsuz oyunculardan kurulu bu sezon. Bir de değişikliklere laf atmadan şunu düşünmek lazım. Gervinho ve Walcott her maç oyundan alınıyor. Acaba bu oyuncular Arsenal'de 90 dakika sahada kalamayacak oyuncularsa burada ne işleri var? Bazen de Arteta, Ramsey falan çıksın oyundan ne fark eder?

Değineceğimiz son konu ise kırmızı kart ile birlikte virüsün bulaştığı savunmada bir kurban daha verdik. Geçen maç üçüncü sol beki kaybederken bu maçta da üçüncü sağ bekten olduk. Arsenal'de her sene akıl almaz sayıda sakatlık olurdu ama hiç böyle bir bölgeye odaklanan bir lanet görmemiştim. Bu açıdan bakınca da ne yapsın Arsene Wenger ne yapsın Pat Rice. Kendileri mi çıkıp oynasınlar bekte?

Sonuç olarak rakiplerin tamamının iki hafta neredeyse puan alamadıkları dönemde aldığımız 4 puanla ele geçirdiğimiz dördüncülüğü devrettik. Şimdi lige iki haftalık bir ara var. Bu dönemde ise FA Cup maçımız olacak. Ligden umudumuzu (şampiyonluktan bahsediyorum tabi) çoktan kesmiş, Carling Cup'tan talihsiz şekilde elenmiş, Şampiyonlar Ligi'ni zaten hayal bile edemezken, FA Cup'a kasmakta fayda var. Ne olur ki Wembley'e bir kez daha gitsek?

Emrah Partal / Genc Arsenal

3 Ocak 2012 Salı

Yeni Yerliler

Başlıktan da anlaşılacağı gibi yeni nesil gençlerimizin ileride futbolumuza neler katacağı üzerine bir değerlendirme yapmak istedim.Ortaya beni heyecanlandıran mükemmel bir manzara ortaya çıktı (!).Yeni nesil futbolcularımız daha şimdiden kendini kanıtlamayı başardılar.Oynadıkları futbolla sadece ülkemizde değil ünlü Avrupa kulüplerinin de gözdesi haline geldiler.Son yaşadığımız EURO 2012 -eleme-hezimeti sonrası yeni bir kadro yapısına bürünecek Milli Takımda direk oynayacak ve belki de dünyanın en iyileri olmak için yarışacak gençlere ihtiyacımız vardı.Görünen o ki bu şeye kavuştuk. Hırvatistan serisinin 2.maçında oynayan kadronun ne kadar aç ve kaliteli olduğunu çok net gördük.

Bu futbolculara örnek verirsek,Sinan Bolat,Ömer Toprak,Semih Kaya,İsmail Köybaşı,Serdar Aziz,Serdar Kesimal,Emre Çolak,Mustafa Pektemek,Gökhan Töre,Tunay Torun,Burak Kaplan,Oğuzhan Özyakup ve daha da fazlası diyebilirim.Bunlara Nuri Şahin,Selçuk İnan,Burak Yılmaz ve daha niceleri eklenince ortaya ümit veren bir tablo çıkıyor.

Bu takımın başına Abdullah Avcı da gelince bu kadronun yoğurulması için doğru bir isime verilmesi gelecek için umutları arttırıyor.Zira O'nun altyapılarda ve İ.B.B deki başarılarını iyi biliyoruz.Onun altyapıdaki oyuncuları nasıl işlediğinide iyi biliyoruz.O'nun marifetlerini uzun uzun anlatmaya gerek yok.O artık Türk Futbolu için bir fenomen(!) .

Sonuç olarak bu seneki şike soruşturması ve Milli Takım'ın Hırvatistan'a ağır bir şekilde elenmesi gelecek için daha hayırlı olmuştur belki.Bu oyuncular EURO 2008 de başarılı olduktan sonra çoğu büyük bir düşüşe geçti.Bu sonuca 2002 Dünya Kupası'ndan sonra EURO 2004'e gidemeyerek; şahit olmuştuk.Daha sonra o kadrodaki bazı 'yaşlı' futbolcuların yerine gençlerin gelmesiyle dramatik İsviçre maçı ve EURO 2008 deki başarı gelmişti.Yine başarı dolu bir Türk futbolunun gelecekte olması dileğiyle sadece Milli Takım değil bütün takımlarımızın başarıdan başarıya koştuğu umut dolu gelecek bizi bekliyor.


Gökhan Kart
- Ortabek
Related Posts with Thumbnails